19 Mayıs 2012 Cumartesi

Böyle Güzel Bir Mim Dostlar Başına




Taşınma nedeni ile uzunca bir süre blog yazılarıma ara vermiştim. Aynı nedenle kitap da okuyamamıştım günlerdir. Blog sayfama da kitaplarıma da kavuştum. Bir de baktım ki, kitaplardan daha çok söz edilir olmuş bloglarda. Bu çok hoş ve sevindirici.

Sevgili Dayatılanla Yaşayan (dayatmalarda kayboluş tık)

beni mimlemiş. Konu:Kitaplar


Bir motive oldum ki anlatamam. Sahaf kokusu geldi hemen burnuma. Raflarda dizi dizi kitaplar ‘’beni oku, beni oku!’’ diye seslendiler adeta.. Fazla uzatmadan soruları yanıtlayayım:

1.Ne sıklıkta kitap okursunuz?

Ne yazık ki her zaman aynı hızda okuyanlardan değilim. Eğer koşullarım uygunsa mutlaka okumakta olduğum bir ya da iki kitabım vardır. Üç beş günde bitirir, henüz bitmeden bir sonra okuyacağımı belirlerim. Bazen de bir kitabı bitirmem bir ayı bulur. Aklım kitapta kalsa bile günlerce elimi süremediğim olur.

2. En sevdiğiniz yazarlar? Epeyce uzun bir listem var. İlk aklıma gelense Jack London.

Jack London hakkında fazlası

Özellikle özyaşamöyküsel anılarını okurken çok etkilendiğim bir yazar. Kendini yetiştirişi ve basit bir işçi iken dünyanın en iyi edebiyatçılarından biri oluşu bir yana yapıtlarındaki anlatım gücü eşsiz bana göre. Bulabildiğim tüm yapıtlarını bir solukta okumuşumdur.

Bir de James Joyce’den söz etmek isterim. Dostoyevski ve Tolstoy adlarının çokça anıldığı bir kategoride yer aldığı için bu ustaların gölgesinde kalmıştır belki ama romanları detaycı tekniğin en üstün örneklerindendir. Galiba kurgusunun ve dilinin ağırlığı okuyucuyu zorladığı için diğerlerinden az okunuyor.

Franz Kafka da favori yazarlarımdandır. Şimdi, ''apayrı bir dünyası olan kasvetli ve bütünlükten yoksun yapıtlar ortaya koyan yazarlar mı ilgini çekiyor?'' Diye düşünebilirsiniz ama sanatın bir özelliği de sıradanlıktan uzaklaştıran bir yol ayrımı olması değil midir? Aslında her tarzın iyi örneklerini keyifle okurum. Şato, Dava gibi iki yapıtı tamamlanmamış.. Böyle bir yazar işte Kafka. Yine de en özgün romanlardır yazdıkları..

Gabriel Garcia Marquez, yaşayanlar içindeki favorilerimdendir. Onun romanlarındaki farklı doku ve canlılık bir başkadır. Az önce sözünü ettiğim yol ayrımlarından, Marquez’e gideni seçerseniz kendinizi Kolera Günlerinde Aşk’ın ya da Kırmızı Pazartesi’nin tam ortasında bulursunuz..

Derken efendim; Émile Zola geliyor aklıma; Nana ve diğer romanları. Nasıl da yanıbaşımızda gibi anlatmıştır. Tüm romanlarında, doğal ve gerçekçi bir tarzla, hayatın zorluklarından bahsedilir. Yani Kafka’dan fersah fersah uzak bir yazar ama bir romanını bitirince diğer romanlarını arandığım ustalardan biri.

Ah, Cengiz Aytmatov’dan söz etmeden nasıl geçerim. Kırgızistanlı ressam, yazar hayran olduklarımdan biri..

Bizimkilere gelince; var epeyce.. Lise yıllarımda elimden bırakamadığım hala da büyük bir keyifle okuduğum Kemal Tahir(Sağırdere) Yaşar Kemal(Orta Direk) Fakir Baykurt(Yılanların Öcü), köy temalı romanlara merak salmama neden olmuştu..

Bir de inceleme, deneme, günlükleri ile bende ''derya'' çağrışımını yapan büyük usta Cemil Meriç var. Bir insan kısacık yaşamında, üstelik görmeyen gözleri ile bu kadar kültür birikimine nasıl sahip olabilir? Yapıtlarını okuyunca hayretler içinde kalıyorum. ''Bu Ülke''yi mutlaka okumalısınız.

Daha sözünü edeceğim pek çok yazar var ama bu yazı uzar gider ve okunur olmaktan çıkar..

3. En beğendiğiniz kitaplar? Yukarıda etkilendiğim yazarlardan söz ederken en beğendiğim kitapları da açıklamış oldum.

4.(Yerli, yabancı) En çok hangi yazarların kitaplarını tercih edersin? Tercih etme demeyelim de, o anki ruh halime, koşullarıma, merakıma, ya da gereksinmeme göre kitap seçiyorum. Yani yerli ya da yabancı olması farketmiyor.

5.En son okuduğunuz kitap hangisi? En son okuduğum ve eski diline rağmen bayıldığım kitap, bir çeviri. Max Kemmerich yazmış ve Behçet Necatigil çevirmiş. Kitabın adı:Tarihte Garip Vakalar

6.Şu anda hangi kitabı okuyorsun? Joseph Conrad’ın Zafer adlı kitabını okuyorum. Polonya kökenli İngiliz yazarın ilk kez bir kitabını okuyorum.

7.Kitap blogları hakkında ne düşünüyorsunuz? Çok beğenerek izliyorum. Harika kitap blogları var. Ne var ki onları izlerken ‘’onu da mı okusam, bunu nasıl kaçırmışım? Gibi hırslara kapılıyorum. Ömrümce okusam bir arpa boyu yol gideceğimi düşünüp üzülüyorum..


8.KİTAP OKUMAK sizin için ne ifade ediyor? Daha önce de belirttiğim gibi, her kitap yaşam denilen karmaşık süreçte şöyle bir durup soluklandığımız yol ayrımları bence. Tercih şansınız var. Seçin birini ve başka dünyalara yol alın. Ne harika değil mi?:))))

Bu mimin davetlilerini açıklamayı unutmuşum:( Eğer yanıtlamak isterseniz)
Sevgili komşum Colette
Kitap kurdumuz Leylak Dalı
Son günlerde kitap kurdu olmağa aday Sittirella
Ve dileyen tüm dostlar.




Oku ve düşün!!






Ey Türk Gençliği!

Birinci vazifen, Türk istiklalini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur.

Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir.

İstikbalde dahi, seni, bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dâhili ve harici, bedhahların olacaktır.

Bir gün, istiklal ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin!

Bu imkân ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir.

İstiklal ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler.

Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.

Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dâhilinde iktidara sahip olanlar gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler.

Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler.

Millet, fakr-ü zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evladı!
İşte; bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen, Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır!

Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.








Mustafa Kemal Atatürk


18 Mayıs 2012 Cuma

Bayramımız Kutlu Olsun!





Atatürk'ümüzün ışığında Gençlik ve Spor Bayramımız kutlu olsun.

Atatürk Gençliğe Seslenişi'nde ne söylediyse, hepsi çıktı.Lütfen satır satır okuyun ve özümseyin, etrafınızda olup bitenlere bir bakın sevgili gençler!

Sıradan kompozisyonların canlı renklerle sanat ürününe dönüştürülmesi

Fotoğrafların kompozisyon olarak bir özelliği yok.

Ancak çarpıcı renk kombinasyonları ile dikkat çekiyorlar..Gözlerinizi alamıyorsunuz.

Fotoğrafçılıkta yeni trendlerden biri.. Tüm dünyada ilgi görüyor ve seviliyor.

Kaynak için photography













17 Mayıs 2012 Perşembe

Komşumun Kedisi ve Çiçeklerim

Tanıştırayım; bu güzel hanımefendi evimize gelen ilk konuğumuz Mırmır Hanım. Daha taşınma telaşımız sürerken merdivenlerimize gelmiş, merakla bizi izliyordu:))

Bunlar da balkondaki ve bahçedeki çiçeklerimiz:










Not:Fotoğraflar Onur'dan. Tık Henüz ben böyle güzel fotoğraflar çekemiyorum. Yakında bir fotoğrafçılık kursuna başlayacağım.

16 Mayıs 2012 Çarşamba

Ah bu insanlar!!



Bu anlatacağım olay belki sıradan ve basit gelebilir. Yine de çevremizde bize ilk bakışta sempatik gelen, pek çok insanın nasıl küçük çıkarlar peşinde olduğunu gösteren bir örnek. Bizzat yaşadım; paylaşıyorum…
Üç kişilik bir aile, anne, baba ve oğul.. Taşınma telaşım sırasında gördüm onları. Evimin karşısındaki siteye ait spor alanının bakımını yapıyorlardı. Potaları ve tenis kortunun çevresindeki telleri boyuyorlardı. Hatırı sayılır bir sıcak var o günlerde.. Özellikle 40’lı yaşlardaki kadın çok sempatik geldi bana. Tulumu, eşarbının üzerine taktığı boyacı şapkası ile.. Ben de çok yorulmuştum ama hiç olmazsa evdeydim, onların güneşin altında saatlerce fırça sallamaları pek dokundu bana. Öğle saatlerinde mimoza ağaçlarının gölgesine kilim serip oturdular, bir şeyler yediler. Evde daha tam düzen kuramamıştım ki, ben de bir şeyler ikram edeyim.. Yine de Minik’i alıp yanlarına gittim. ‘’Kolay gelsin’’ demek için. Bir de soğuk su ya da içecek isterlerse çekinmeden gelip alabileceklerini söyledim.. ‘’Kaç gündür buralarda çalışıyoruz, bir Allah’ın kulu da kolay gelsin dememişti’’ dediler.. Sitenin yevmiye ile çalışan işçileriymiş bu aile. Aile boyu işe sarılmaları duygulandırdı beni ve o an gözüme emeğin değeri ile birlikte daha da sempatik geldiler..
Ertesi gün de işleri sürdü. Ara sıra hanımla kısacık sohbetlerimiz oldu. ‘’Her işi yapaıyoruz, boya, badana, onarım vs’’ deyince, bizim sundurmanın üzerindeki birkaç kırık kiremit geldi aklıma. Hazır, çalışkan insanları bulmuşken onlara kısmet olsun param diye düşündüm. Oğulları gelip kiremitlere baktı, on tane kırık ve çatlak kiremit saydı. Kiremitlerin markasına baktı ve’’ biz alırız kiremitleri, tanesi bir buçuk lira, siz emeğimizle birlikte ödersiniz’’ dedi. ‘’Çok iyi olur’’ dedim. Hatta emeğiniz için ne vereceğim bile demedim. Pazarlık edecek değildim ya, elbette hak ettikleri parayı ödeyecektim..
Bir iki gün sonra oğulları onbir tane kiremitle geldi. Bir de baktım ki kiremitler oldukça eski..Belli ki, bir onarım işinden ellerinde kalmış kullanılmış kiremitler. ‘’Bu kiremitler yeni değiller’’ dedim ama hemen itiraz etti.’’ Bu kiremitler sıfır, çatımız için almıştık, bunlar arttı, aynı marka olunca bunları kullanalım dedik’’ diye açıklama yaptı.. O an için evdeki elektrikçi ekiple ilgilenmek zorunda olduğumdan, fazla üzerinde durmadım. ‘’Öyle diyorsan öyledir, beni kandıracak değilsin ya’’ dedim.. Kiremitleri verandaya bırakıp, birkaç gün sonra geleceğini, onarımı yapacağını söyledi ve gitti. Daha sonra kiremitlere göz atınca hayretler içinde kaldım; bir tane bile sağlamı yoktu içlerinde. Kiminin ucu kırık, kimi çatlak.. Üzeri harçlarla kaplı olanlar mı istersiniz. Şimdi; burada beni asıl üzen, benim çalışkan aile diye sempati duyduğum insanların böyle üç beş kuruşluk bir konuda bile hile ile eski kiremitleri yutturmaya çalışmaları oldu. Bu işi yapan insanlar olarak o eski kiremitlerin hiç de sağlıklı bir örtü olmayacağını bildikleri halde hiç utanmadan beni kandırmaya çalışmalarına gerçekten üzüldüm.. Şimdi gelmesini bekliyorum; artık gerekeni söylerim.. Ne diyeyim; insanımız böyle küçük çıkarlar için bile dürüstlüğünden taviz verirse benim emeğe saygım, insana sevgim nasıl tuzla buz olmasın?

Not:Diyojen'in gündüzleri Atina sokaklarında elinde fenerle dolaşarak, dürüst bir adam aradığı söylenir. M.Ö. 400 yıllarında yaşayan filozoftan bu güne, değişen bir şey yok demek ki..

15 Mayıs 2012 Salı

Begonvilli Ev Halleri

Sevgili dostlar, bugün sizlerle bahçemden görüntüler paylaşmayı arzu etmiştim. Ne var ki, emektar kameram bozuldu. Yeni aldığımı kullanmayı ise henüz öğrenemedim. Sabah bahçede çektiğim tüm resimlerin ışık ayarını yapamamışım. Net çekimler olmadı.

Neyseki içeride çektiklerim idare edecek kadar iyiceler.. Şu an penceremden gelen kuş sesleri eşliğinde sizlere yazıyorum. Bir yandan da The Drifters'dan çok sevdiğim Feelings(Duygular) adlı şarkıyı dinliyorum. Hava enfes, bahçemde güller açmış.. Daha ne isteyeyim.

Bahçede fotoğraf çekmeyi tekrar deneyeceğim. Şimdilik Begonvilli Ev'in mutfağından ve bazı sevdiğim köşelerinden görüntüler paylaşıyorum.

IMG_0438











Erikler bahçemizden



Canım arkadaşım, bu zarif hediyelerin için çok teşekkürler!

Begonvilli Ev'de Minik keyfi


Ben biraz eskiciyim. Değişik formlu şişeleri toplarım.

14 Mayıs 2012 Pazartesi

Selam Dostlar!






Sizlere tekrar seslenebilmek ne güzel:)

Yeni evimden ilk yazımı yazıyor, sevgi ve selamlarımı gönderiyorum..

2 Mayıs 2012 Çarşamba

Bozuk Süt Skandalı



Halkı etkileme yöntemlerini iyi bilen hükümet; her aileye çoluğuna çocuğuna süt alabilecek imkanları sağlamak yerine okullarda süt dağıtma gibi, yine muhataplarını zavallı, kendilerini dağıtan, veren konumlara düşüren bir yöntem seçti.. Böylelikle insanımız küçük yaşlarda bile kendilerine karşılıksız bir şeyler veren güçlere minnet duyma, onlara muhtaç olma duyguları ile tanışacaklar, bir tür baskı unsurunu beyinlerinde taşıyacaklardı. Bedavacılıktan çok hoşlanan toplum da bu durumu sorgulamak yerine ''acaba başka ne verecekler?'' duygusu ve merakı ile küçük menfaatlerin tadını çıkaracaktı.. Oysa hükümetlerin görevi , bir şeyler dağıtarak güç ve baskı unsuru olmak değil, o insanları kendi gereksinimlerini karşılayacak olanaklara kavuşturmak olmalıdır. Dökme suyla değirmenin dönmeyeceğini bilmediklerinden değil..

Sonuçta bu organizasyonları başarısız oldu. Halk, yardıma muhtaçlığının hesabını soracak bilinçte olmasa da ironik bir şekilde bozuk süt skandalı ile belki birazcık durumun farkına varır. Ne yazık ki bu olayın mağdurları masum çocuklarımız...

Crochet at Begonvilliev'de yeni koleksiyonumuz

The new collection: Crochet Jewelry

Yeni koleksiyonumuzda kendi ürünlerinizin fotoğraflarını paylaşmak isterseniz, yukarıdaki bağlantıdan giriş yapınız ve gireceğiniz sayfadaki ''add your link'' yazısını tıklayınız. Ürününüze ait fotoğrafın linkini, istenen diğer bilgileri boş alanlara yazarak kolaylıkla resminizi ekleyebilirsiniz. Eklediğiniz resme tıklanınca sizin sayfanız görüntülenecektir.

1 Mayıs 2012 Salı

Bir tablo, bir güzel söz


Margarita Chigina'nın yapıtı: Akşam (Tuval üzerine yağlıboya)


"Bunca vefasızlıktan sonra, bazılarının ederi kalmadı artık gönlümde..Kaç'a deseler hiç'e sayarım." demiş Özdemir Asaf..

30 Nisan 2012 Pazartesi

1 Mayıs Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü



1 Mayıs Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü kutlu olsun! Yüreğimiz emeğin ve emekçinin hak ettiği değeri görebilmesi için çarpıyor.

29 Nisan 2012 Pazar

Mega realist resimler / Tjalf Sparnaay çizimleri

Bu enfes yiyecekler, şua an yaklaşan yaz nedeni ile diyette olanları baştan çıkarabilir. Her ne kadar canım çekse de benim dikkatimi çeken asıl konu, bunların fotoğraf olmaması.











 



Bu gördükleriniz fotoğraf kareleri değil.
Hollandalı sanatçı Tjalf Sparnaay(1954) kendi kendini eğitmiş. Çalışmaları, mega realizm akımı olarak adlandırılıyor.

Kendi kendini eğitmiş
Teknik: tuval üzerine yağlıboya olan yapıtları inanılmaz deyaylar içeriyor.



28 Nisan 2012 Cumartesi

Ben bu yazıları hiç yazmak istemiyorum:(((

Felsefesi ile yaşamı algılayışı ve asil duruşu ile gönlümde taht kuran Sevgili Tontini'miz ;
IŞIKLAR İÇİNDE UYU!!

Rose lying alone

Ülkemiz sosyal uyumsuzlar cenneti

Sosyal uyumsuzluğun ceremesini uyumlu ve saygılı insanlar çekiyor.

Nasıl mı?

Çevrenize bakın.. Kısa bir süre yeterli.
Durakta bekleyenler, parkta gördüğünüz insanlara vs.

Örneğin sabah yürüyüşü sırasında
bu sabah gördüklerimi söyliyeyim:

Koca kadın, güzelim mayıs ağacının dallarını çekiştirip kırarak mavi minik çiçeklerini yoluyor, elindeki poşete dolduruyor. Ne edecekse?
Yer: Çevredeki yeşil kalmış ender nefes alma alanlarından biri olan Subaşı Parkı.

Kaldırımın duvar tarafındaki büyük boyutlu sarmaşıkların arasını tuvalet olarak kullanan bir adam. Belli ki akşamdan kalma, muhtemelen de evsilerden biri.
Yer: 100.Yıl Falez Oteli yanı..

Otobüs durağının çevresi sigara izmaritleri ile öylesine kirletilmiş ki; durakta elinde sigara ile bekleyen herkes gözümde potansiyel kirletici.
Yer: Yüzüncü Yıl bulvarındaki duraklar. Aslında tüm duraklar..

Ağaçların üzerine yapıştırılmış ilanlar.. Oldukça ayrıntılı yazılmışlar. ''Yerlere, izmarit, kağıt, poşet, boş şişe, yiyecek artığı atmayınız!'' Yine de listede yazılanları yerlerde görebilirsiniz.
Yer: Evimin karşısındaki küçük Sağlıklı Yaşam Parkı. Aslında tüm parklar, hatta yollar.

Kaldırımda sohbet ederek yavaş yavaş yanyana yürüyen kadınlar. Hızlı yürümeniz gerekiyorsa bu engeli aşmanız lazım. Hele köpeğiniz varsa yanınızda bir de azar işitme olasılığınız var. Oysa yolu düşüncesizce işgal edenler onlar.
Yer: Yüzüncü Yıl Bulvarı kaldırımları.

Köpeği olan biri olarak, her gördüğümde, hem çevreye olan saygımdan hem de potansiyel kirletici sanılacağımı düşündüğümden üzülmeme mahçup olmama neden olan
yol kenarında ve parkta bırakılmış köpek kakaları. Bazı köpek sahipleri hiç poşet taşımıyorlar.
Yer: Tüm sokaklar



Bu verdiğim bir kaç örneğin dışında küçüklü büyüklü pek çok sosyal yaşama uygun olmayan davranışı rahatlıkla sergileyen insanların sayısı az değil.
Üstelik bu davranışları sergileyenlerin hiç biri de rahatsızlık duymuyor; böyle yapmak haklarıymış gibi.

Dediğim gibi tüm bu olumsuzlukların acısını kimler çekiyor dersiniz?

Ve

26 Nisan 2012 Perşembe

Kastamonu'dan ''Yardım Edin!'' Çığlığı

Fotoğraf temsili

Sevgili dostlar, sokaktaki ve bazen de sahipli olduğu halde yardıma ve korunmaya muhtaç olan canlar için, yakın çevremde bizzat verdiğim uğraşıların yanı sıra sosyal paylaşım ağlarında da elimden geldiğince bir şeyler yapmağa çalışıyorum. Özellikle yuva bulma ve yardım çağrıları için.. Dünden beri Twitter'daki hayvansever dostların bana ilettiği acil bir durum var yine..

Konu şu; Bana anlatıldığına göre; Kastamonu Küre'de yaşayan bir hanım ve baktığı (sayısını bilmiyorum)bir grup köpek, çok zor durumdalarmış. Açlık çekiyorlarmış. Doğal olarak ben bu yardım çağrısı ile ilgilendim, en azından RT yolu ile seslerini duyurmalarına yardımcı olayım diye. Ancak direkt olarak mama gönderebileceğimi düşünmüşler. Olanaklarım şu an çok kısıtlı. Aşağıda baktığım hayvanların tedavi ve mama giderleri beni kısıtlıyor. Bana gelen mesajlar durumun vehametini anlatıyor. Köpekler o kadar açlarmış ki, kuru ekmeğe bile saldırır hale gelmişler. Kadıncağız en son komşularından ödünç makarna alıp haşlamış. Artık özel durumu her ne ise, çok zor durumdaymış. Eğer elinizden bir şey gelirse ve bir kaç kilo da olsa kuru mama göndermek isterseniz bana aşağıdaki mail adresime yazın ve size bu zor durumdaki hayvansever hanımın adres ve telefon bilgilerini vereyim. Boş yere isim ve adres teşhiri olmasın diye böyle yapmayı uygun buldum.
begonvilliev@gmail.com
İlgilenen dostlara şimdiden yürekten teşekkürler..

25 Nisan 2012 Çarşamba

Dünün Çocuk Yıldızları Bugün Neredeler?

Siz de merak eder misiniz benim gibi? Bir zamanların çok ünlü, çok sevilen,
şımartılan ve ne yazık ki çok da sömürülen çocuk yıldızları şimdi ne durumdalar?

O popüler oldukları günlerdeki ışıltılı yaşamlarını sürdürebilmişler mi? Yoksa kaybolup gittiler mi?


İşte bir kaçı:


''Küçükken yürüdüğüm ışıklı yolların büyüyünce kararacağını söylemediler. Söyleselerdi büyümezdim zaten.'' Bu sözler Sezer İnanoğlu'na ait..
Çocukluğunda Sezercik adı ile tanınan Sezer İnanoğlu, dönemin ünlü film yapımcılarından Berker İnanoğlu'nun oğlu.
Türkiye, Sezer İnanoğlu ismini ilk olarak 1971 yılında ''Sezercik Yavrum Benim'' adlı filmle tanıdı. O yıllarda 4 yaşında olan İnanoğlu, rol aldığı birçok filmde kendine has sevimliliğiyle Türk izleyicisine kendisini sevdirmiş. Ne yazık ki, filmlerde iyilik ve dürüstlüğün küçük savaşçısı olan Sezercik gerçek yaşamında uyuşturucu ile tanışıp, silah kaçakçılığı gibi işlere bulaşmış.

1970'lerin bir diğer ünlü çocuk yıldızı da, Ömercik adı ile ünlenen Ömer Dönmez, Ayşecik adı ile tanınan Zeynep Değirmencioğlu'nun kuzeniydi. Henüz 3,5 yaşındayken, Ses Dergisi'nin Çocuk Yıldız Yarışması'nda ikinci olarak girdiği Yeşilçam'da kısa sürede büyük ün kazanmış, 13 yılda 65 filmde rol almıştı. Mavi gözleri, alnına dökülen sarı saçları ve sevimli ince yüzüyle, Türk halkını yıllarca kah güldürmüş, kah ağlatmıştı.

Ancak Ömer Dönmez, 19'yaşına geldiğinde, film başına 20 bin lira aldığı o şaaşalı günlerini geride bırakmıştı. Sinema uğruna, ortaokul 2. sınıfta okumayı bırakmıştı. Kazandıkları da har vurup, harman savrulunca, kendisini yaşamın zor koşullarında buluvermişti.
Babasının Üsküdar- Selimiye-Duvardibi hattında çalışan dolmuşunda şoförlüğe başladı. Hayatı 1978'in kötü bir gününde, Murat marka arabasının kelebek camını onarırken karardı. Üstteki bir vidayı altına eğilip kontrol ederken, elindeki tornavida düşüp, sol gözüne saplandı.
Hastaneye kaldırıldı, ameliyat edildi ancak gözü kurtarılamadı.
Ömercik'in hayatını karartan tek şey, kaybettiği gözü olmadı. Onu asıl, filmlerde kendisini sürekli okşayıp, seven "Size anne diyebilir miyim?" sorusuna hep "Evet" yanıtı veren dönemin yıldızlarının vefasızlığı yıktı. Zeynep Değirmencioğlu ile, Filiz Akın dışında hiç kimse arayıp sormadı.


1955 yılında İstanbul'da doğan Zeynep Değirmencioğlu, henüz 2 yaşındayken beyazperdeye adım attı. Ününü ise 1960 yılında çevirdiği ' Ayşecik' filmiyle yakaladı. Değirmencioğlu 1975 yılında Fenerbahçe forması giyen ve aynı zamanda takımın kaptanlığını yapan Serkan Acar ile evlendi.
Evlendikten sonra bir çok teklif gelmesine rağmen sinemayı bıraktı. O diğerlerine göre daha şanslı görünüyordu ancak 2010 yılında 35 yıllık eşinden boşanacağını okuduk gazetelerden.
Değirmencioğlu şu anda emlakçılık yapıyor. 36 ve 32 yaşında iki oğlu var.


Kahraman Kıral 1964 doğumlu. Tarık Akan'la oynadığı Canım Kardeşim ve Cüneyt Arkın'la oynadığı Oğul filmlerindeki rolleri ile göz doldurdu. 1970'li yıllarda daha pek çok filmde unutulmaz bir çocuk tipi çizdi. Nedendir bilinmez, kayboldu gitti. Şimdiki yaşamına dair pek bilgi edinemedim. Hatta vefat ettiği bile yazıyordu bir yerlerde. Umarım hayatta ve mutludur.